Bizim Baharımızda Baharı Beklemek

#aileolmak

Yuvanın Sessiz Alfabe Dersleri

Bizim Baharımızda Baharı Beklemek


Bazen en büyük öğreten, bulunduğumuz mekanın uğultusu değil de, onun dinginliğidir. Benim için bu sakinlik; İstanbul’un o bitmeyen kış yağmurlarının pencereye vurup, sonra usulca durulduğu akşamlar oluyor. Ta ki o an gelene kadarın tüm inceliklerini, kocaman bir defterin sayfaları gibi bekleriz. Evlilik denen bu uzun soluklu yolculukta, dışarıdaki hayatın telaşı bir nefes alıp verme molasıysa, evin içi; derin okumalarla dolu karmaşık bir metin.

İnsan bazen yanlışlıkla en iyi terapistini, hayatının en büyük aynasını bulur. Benim için bu ayna, omuzuma yaslandığım sandalye değil de, birlikte kurduğumuz o sessiz anlaşmaların labirentidir. Ve bu labirentin duvarları, çocuklarımızın sesleri, yorgun bir günün ardından gelen omuzuma bırakılan başın ağırlığıdır.

Ortak Dil Arayışı Bir Mühürleme İşidir

Bizler, büyük bir maceranın ortasındayız ve bu macera, iki ayrı bireyin birbirine ait olmaya karar verdiği o eşik noktasında başlıyor. Fakat bu ait olmak, bir sonraki yaşına geçmek gibi bazen zorlayıcı olabiliyor. Herkes kendi doğum hikayesini, kendi büyüdüğü toprağın kokusunu getiriyor sofraya. Birinci karedeki ben, belki de buzdolabının içindeki son malzemeyi karıştırırken odır; diğeri ise, sanki on yıl önceki bir hayal kırıklığının gölgesini atmaktadır.

İletişim kurmak dediğimiz şey, bazen kelimelerin yetersiz kaldığı bir uçurumun ötesine geçmektir. Konuşuyoruz belki, mikrofon açıktır ama ses dalgaları sadece havada geziniyor, hedefine ulaşamıyor. Oysa bazen en büyük gerçeği, o derin sessizlikte buluyoruz. Gözlerinin içine bakmadan, aynı anda nefes alış verişimizi sayarak anlıyoruz ki; evet, bu bizim oyunumuz. Bu benim yüküm, bu senin paylaşımın.

Bu süreçte öğrendiğim en değerli derslerden biri şu oldu: Susmak, her zaman anlaşmazlık demek değildir. Susmak; karşıdaki kişinin o karmaşık cümlelerini kendi zihnimizin derinliklerinde tamamlamaya cesaret göstermek demektir. Sanki iki ayrı parçayı, görünmez bir manyetizma ile birbirine yaklaştırmak gibi.

Küçük Ritüeller, Büyük İnançlar

Aile hayatı dediğimiz şey de böyledir. O büyük vaatler üzerine kurulmuş bir katedral gibi görünebilir, ancak aslında çatıları yamuk olmuş, bazen de tozlanmış küçük bir garaj gibidir. Ve bu garajı temizlemek, onarmak üzerimize düşer.

Bu küçük ritüellerdir işte bizi ayakta tutan: Birlikte kurduğumuz akşam çayı, sabah aceleyle servis edilen kahve, çocukların omuzumuza yaslanıp anlattıkları günün en küçük mucizesi. Bunlar, büyük ölçekli bir aşk manifestosundan çok, günlük yaşantının gözle görülür kılavuzlarıdır. Bunlar, "Biz hala buradayız ve bu yükü birlikte taşıyoruz" diyen görünmez bir imzadır.

Belki de bütün mesele bu kadardır. Büyük, dramatik çözülmemiş düğümler değil; belki de her gün yeniden dokunarak var edilen, sabrın ince iplikleriyle örülmüş o sessiz kabul. Ve bu kabulle birlikte, bahar gelmeye başlar içimizde de.