Bizim Baharımızda Baharı Beklemek

#sabır

O Yaz Sırtımızdaki İlk Karınca Grubu ve Şimdi Biz

Sevgili o ilkbaharın eşiğindeki ben, sana yazıyorum bu satırları üzerinden. Hani şu her şeyin çok büyük, kaderin bir cilvesiymiş gibi göründüğü anlar var ya; tam da şu anki konumumuzda olmanın getirdiği o ağır, ama bir yandan da tarifsiz huzurla karışık ağırlık... İşte o zamanlara geri dönüp bakıyorum.

Hatırlıyorsan, biz başlangıçta her şeyi planlamanın ve kontrol etmenin tam ortasındaydık. Sanki o ilk aşkın heyecanı, kusursuz bir senaryo yazmak gibi geliyordu. Her kelimenin ağırlığı vardı sanki, her bakışın bir sonraki büyük kararı veriyordu. O dönemdeki bizler, belki de bizim için o kadar da basit olan küçük aksaklıkları bile felaket senaryosu olarak okuyorduk. Bir gecikme, bir yanlış anlaşılma... bunlar bize bütün dünyanın çatladığı anlamına geliyordu.

Ve şimdi bu yolculukta, o ilk karınca kolonisine benziyor durumumuz. Herkesin olduğu yerde varlık göstermesi gereken bir birlik bizi tutuyor. Bazen bu, inanılmaz derecede uyumlu bir ritimle hareket etmek demek oluyor; her adımın diğerinin varlığıyla güçlenmesi gibi. Ama bazen de öyle değil. Birimiz aceleci davranıyor, diğeri ise henüz o ritme ayak uydurmaya çalışıyor. Ve o uyumsuzluklar, eski benliğimizin en çok korktuğu şey değil miydi? İşte o zaman geliyor benim müdahale etmem gereken kısım.

Ritmin Kaynağını Bulmak

O zamanlar, küçük bir sürtünme bile bizi "Büyük Bir Uyumsuzluk" hissine sürüklüyordu. Oysa şimdi anlıyorum ki, o sürtünmeler bile bizim ortak dilimizdeki en doğal sesler. Tıpkı bir orkestradaki gibi; herkesin kendi enstrümanıyla sesini duyurması gerekiyor ki, o bütünlüklü müziği yaratabilelim. Eğer sadece bir ses baskın geliyorsa, diğerlerinin varlığını duymuyor olabiliriz ya da onları bilinçli olarak susturmaya çalışıyorduruz.

Bu, bir eşin diğerinin sessizliğini "kabullenme" sanatı değil; aksine, o sessizliğin neyi anlatmaya çalıştığını merak etme cesaretidir. Onun için bir dinlenme molası olabilir, ya da henüz kelimeye kavuşamamış o derin düşüncenin ilk tohumları olabilir.

Öğrenilmesi gereken en zor şey, tepki vermek yerine gerçekten dinlemek sanatıymış. Bu, sadece kulağını vermek değil; kalbinin o titreşimini yakalamak demek.

Bu yolculuk, bazen büyük bir öngörüyü gerektiriyor; bu ilişkinin asla kusursuz, bitişik bir çizgi olmaması gerektiğini bilmek. O iniş çıkışlar, sadece o müziğin dinamik aralıklarıdır. Ve ben, bu karmaşık, bazen kaotik ama her zaman bizim olan senfoniyi dinlemeye devam ediyorum. Bu küçük notlar, o büyük resmin parçalarıdır ve ben bu parçaların her birine şükran duyuyorum.