Bizim Baharımızda Baharı Beklemek

#ortakdil

Sessizliğin Bile Bir Diyaloğu Var Bilirim Diye

İstanbul’un bu erken bahar sabahları... Pencereden sızan griye çalan güneş ışığı, bazen içimizdeki o tanıdık dinginliği getiriyor; bazen de üzerinde konuşulacak binlerce kelimenin ağırlığını. Benim için bu sabahlar, her şeyin en yoğun olduğu anlar. O büyük yolculuk denen olanlarla, yani birlikte kurduğumuz o yuvayla ilgili derin düşüncelerin yüzeye çıktığı zamanlar.

Bizler, yıllarımızın o eşiklerine geldiğimizde, ilişkiler denen bu bahçeyi sadece yetiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda onunla birlikte büyüyor, sararıyor ve yeniden yeşermeye zorlanıyoruz. Ve bazen bu süreçte en büyük düşmanımız, ya da en sadık müttefikimiz olabilecek olan şey; o aradaki sessizlik.

İlk gençlik yıllarındaki o tutkulu, her şeyi söze döken diyaloglar vardı ya, onlar bir melodi gibiydi. Her kelime yerli yerinde, sanki bütün dünyanın sırrı o cümlenin içinde gizli gibiydi. Şimdi ise aramızda bazen uzun, gergin bir duraksama oluyor. Birimiz bulaşık yıkarken diğerinin gününü dinlemesi gerekirken, zihinler bambaşka evrenlerde geziyor. Her ikimiz de orada olsak da, sanki birimiz geçmişin yankılarını dinlerken, öbürü geleceğin bilinmezlikleriyle boğuşuyor.

Kelimelerin Ötesindeki Sesler

İşte tam bu noktada, basit bir "iyi misin?" sorusu bile bazen en büyük yanlış anlaşılmaya yol açabiliyor. Lafzi olarak her şey yolunda görünebilir. Dışarıdan bakan bir göz için, bizim masamızda sadece akşam yemeğinden kalan birkaç tabak ve birbirine değen iki çift göz vardır. Ama biliyorum ki, o gözler sadece yüzeydeki sıcaklığı gösteriyor; altında dönen fırtınanın tüm ihtişamını.

İletişim kurmak, bazen kelimelerle değil, vücut dilimizle kurulan o görünmez ortak dildir. Anlatılmayanların ağırlığı, bazen söylenenden daha çok enerji harcıyor. Partnerimle yaşadığım bir durumu hatırladım; bütün gün birbirimize sarıldık, aynı kumaşın kokusunu içimize çektik. Sanki o an bütün dünyadaki sorunlar çözülmüştü. Ama akşam geldiğinde, yorgunlukla üzerimizdeki o duygusal gerilim çöktüğünde, fark ediyorum ki fiziksel yakınlık vardı, ama o ruhsal senkronizasyon henüz sağlanamamış.

Bu da bizi o kritik soruya getiriyor: Biz gerçekten sadece konuşmaya mı çalışıyoruz, yoksa birbirimizi gerçekten dinlemeye mi?

Dinlemek Bir Eylem Halidir

Dinlemek, sadece karşıdakinin ağzından çıkan ses dalgalarını alıp vücudumuza iletmek değildir. Bu, o frekansı kendi iç dünyamızla karşılaştırmak, geçmiş deneyimlerimizle filtrelemek ve nihayetinde "Anlıyorum" demek için gereken niyeti göstermektir. Bu niyet, sabrı gerektirir; bu da acelecilikle çarpışır.

Biliyorum ki, bizim yolculuğumuzdaki her iniş, bizi daha sağlam bir zemine oturtuyor. Bu bahar sabahlarının gri tonları da sanki o sabrın, o ince ayarın görsel temsilleri. Sürekli mükemmel diyaloglar beklemek yerine; bazen sadece aynı odada, farklı sessizliklerle var olabilmek bile başlı başına bir başarı sayılır. Ve belki de en büyük büyüme, kelimeleri bulamasanız bile, birlikte o sessizliği paylaşabilmenizle gerçekleşiyor.

Bu küçük notlar bunlar. Ve bu uzun, bilinçli sessizliklerin bile bir dili var; yalnızca onu öğrenmeye niyetlenirsek duyulur.