Bizim Baharımızda Baharı Beklemek

#eşle-birlikte-yolculuk

Sessizliğin Çığlık Attığı Anlar

Bizim baharımız da böyledir sanki. Bazen her şey çiçeklenmiş, güneşte parlayan bir tablo gibi görünür; rengârenk, yaşayan bir şölen. Ama bazen de yağmurun ardından gelen o ağır, düşünülmesi gereken kasvetli hava gibidir. Oysa ben, bu baharın her iki yüzünü de aynı anda deneyimliyorum sanki.

Öğretmenlik mesleği, bana her gün yeni bir sabır dersi veriyor. Farklı zihinlerle, farklı ritimlerle karşılaşmak zorunda kalıyorum. Ve bu benim için bir egzersiz alanı aslında; en doğru kelimeyi bulma, karşıdaki zihnin kapısını nazikçe çalma sanatı. Aynı şeyi eve taşıyorum, sadece bu sefer o zihinler benim en yakınımda, hep birlikte nefes alıp vermekte.

Evlilik dediğimiz bu büyük ortaklık sahnesinde, çoğu zaman konuşulanların altındaki o ince gölgeye odaklanıyoruz. Herkes vardır bir anlatacak, paylaşacak olan; günün küçük zaferleri, çözülmemiş düğümler, içimizde biriken o "yani aslında şunu hissediyorum" noktası. Ve en büyük zorluk, bu hissi doğru frekansta iletebilmek oluyor.

Sesin Yankısı mı, Yoksa Kendi Melodimiz mi?

İletişim kurmak bazen bir dans gibidir. Partnerle aynı ritmi yakalamak, aynı müziği dinlemek gerekir. Ama bazen öyle bir kasvet çöker ki; ikimiz de odada varız ama her ikimiz de kendi iç sesimizin yankısını dinliyoruz. Oysa ben, o sessizliğin aslında bir cevap vermeyi bekleyen büyük bir sorunun göstergesi olduğuna inanıyorum. Sadece doğru kelimeyi bulamıyoruz, ya da daha kötüsü, o kelimenin varlığını kabul etmek istemiyoruz.

Hatırlıyorum da, geçen hafta yine böyle bir durgunluk vardı. Sanki her iki taraf da önemli bir şeyi bastırmaya çalışıyordu ama kimse diğerinin o duvarı farkında değildi. O an düşündüm ki, belki de mükemmel cümlenin gelmesini beklemek yerine, o ruh halini ifade eden bir vücut dili, bilinçaltı bir nefes bile yeterlidir. Belki de o derin göğüs kafesi kasılmaları, "Burada bir şey var" demenin en samimi yoludur.

Küçük Ritüellerin Gücü

Ve sonra, küçük şeylere dönülüyor. Hava sıcaklığındaki en ufak bir değişimle sohbet etmek, yan yana oturup birbirimizin okuduğu kitaba dair sessiz bir yorumda bulunmak... Bunlar büyük fırtınaları bastırıp, ilişkinin dibindeki o sağlam toprağı hissetmemizi sağlıyor. Bu küçük ritüeller, buzulların altında yaşayan o güvenilir akıntı gibidir. Onlar sayesinde, büyük fırtınanın gelmeyeceğini bilerek dinginleşebiliyoruz.

Bazen düşünüyorum da, biz bu birlikteliği bir varış noktası olarak mı görüyoruz, yoksa birbirimizle birlikte öğrenilen sürekli bir yolculuk olarak mı? Eğer bu sonuncusuysa, o zaman her tartışma, çözülmemiş bir görev değil; ikimizin de kendi içindeki bilinmeyenle yüzleşme cesareti gösterme vaktidir. Ve bu cesaret, kelimelerden çok daha fazlasını gerektiriyor: sabırla dinleme cesaretini.

Bu baharın en güzel yanı da bu; yağmurda ıslanırken bile, sonunda güneşin o vaat dolu vaktini bilmek. Ve bu yolculukta yanımda olduğun o bilge sabırla dinleyen bir kalp olması gerekiyor. Belki de terapist benim, ama en iyi arkadaşım da hep omuzdaşlık eden bu beraberlik oluyor.