Bizim Baharımızda Baharı Beklemek

#dinleme

Sözcüklerin Ötesinde Bir Nefes Alış: Dinlemenin Sanatı

Evlilik denen bu uzun soluklu macerada, sanki hepimiz o büyük, görünmez bir bilinmezliğin eşiğindeyiz. Her gün, her birlikte geçirilen an, bilinmeyen bir sonraki sayfaya denk geliyoruz. Bazen bu sayfa, kusursuz bir uyum şarkısı gibi akıyor; bazen de bir türlü çözülemeyen, düğümlenmiş bir iplik yumağı gibi.

Bizim gibi, birbirine en yakın olduğumuzu düşündüğümüz iki ayrı varlık için, bu yakınlık aynı zamanda en büyük meydan okumayı da beraberinde getiriyor: Ötekiyi gerçekten duymak.

Konuşmak kolaydır. Konuşmak, vücut bulmuş bir düşünceyi, ses tellerinden geçirip havaya bırakmaktır. Duyguyu bir kelimeye sığdırmak, bir cümle kurmaktır. Ama dinlemek... Ah, dinlemek bambaşka bir eylem. Dinlemek, o sözlerin ardındaki gölgeyi, kelimelerin arkasındaki titreşimi yakalamaktır.

Bir keresinde, eşimlendiğim bir arkadaşımın yaşadığı böyle bir kısır döngü vardı. Sürekli olarak söylediklerini dinlediğini sanıyordu; oysa sürekli olarak kendi cevaplarını kuruyordu. Sanki karşıdaki kişi bir yayın akışı gibiydi ve görevi, o yayına en uygun, en mantıklı karşı argümanı bulmaktı. Bu, o anki gerilim yaratmaya yetiyordu. Konuşma, bir sahneye dönüşmüş, ve her ikimiz de kendi performansımızı sergiliyorduk; ama oyunun kuralı, dinlemekti.

Sözcüklere Takılıp Kalmak

Bizler, çoğu zaman, söylediklerimizin ağırlığı altında eziliriz. Bir sorun ortaya çıktığında, bunu çözülebilir bir matematik problemi gibi görürüz: A eksi B eşittir C. Bir cevabımız olmalı, bir çözüm üretmeliyiz. Eğer konuşma bizi bu "çözüm üretme" moduna sokarsa, her iki taraf da savunmaya geçer. Çünkü o anda, amacımız artık bağlantı kurmak değil, haklı çıkmak haline gelir.

Buysa tehlikeli bir alıştırma. İlişkiler, bazen bir savunma hattı değil, birlikte keşfedilen bir coğrafyadır. Ve o coğrafyada bazen yolunu kaybetmek zorunda kalırız.

İşte benim bu süreçte öğrendiğim en değerli derslerden biri: Bazen en büyük nezaket, konuyu hemen ilerletmek zorunda olmamaktır. Bazen sadece orada olmak, o duygusal fırtınanın gözlemcisi olmak gerekir.

Bu, sabır gerektiriyor; en zorlayıcı olanı bu. Sabır, "haklı olmaya devam etme" sabrı değil; aksine, "şu an olması gerekeni kabul etme" sabrıdır.

O Sessiz Anın Değeri

Eğer bir tartışmanın ortasında, kelimeler birbirini kesmeye başlamışsa, bilinçli olarak bir nefes alma alanı yaratın. Fiziksel olarak uzaklaşmak gerekmiyor, sadece zihinsel olarak bir geri çekilme alanı oluşturulabilir.

Şöyle bir deneyebilirsiniz: Konuşmayı durdurun. Telefonları bir kenara koyun. Göz göze gelin ve sadece birbirinizin varlığını bilin. Bu sessizlik, dolu dolu bir boşluk değil, bir sonraki cümlenin alınacağı derin bir dinlenme odasıdır.

Dinlemek, sadece karşıdaki kişinin dilini değil, onun beden dilini, sesindeki çatlağı, kelimelerin arasındaki uzun duraksamayı okumaktır. Bu, ilişkinin bir sonraki seviyesine geçmek için gereken o görünmez, ama hayati olan köprüdür. Ve bu köprü, en sağlam atılan ayak basışıyla, yani derin bir dinlemeyle kurulur.

Bizim baharımız da bazen bu tür sessizliklerle yeşeriyor. Acele etmeyen, dinleyen baharlar gibiyiz.