---
title: "Rastgele Bir Akşamüstü ve Bütün Bir Evlilik Rehberi"
description: "İstanbul'un o ağır ama aynı zamanda nefes alan akşamüstleri vardır ya, sanki şehrin tüm yükü omuzlarımıza binmiş gibidir. Bizimkiler de öyleydi. Her gün aynı…"
date: 2026-11-04T08:57:40Z
updated: 2026-11-04T08:57:40Z
author: "Ayşe Demirsoy"
site: "Bizim Baharımızda Baharı Beklemek"
language: "tr"
tags: ["evlilik", "iletişim", "sabır", "ikili"]
url: "https://ikiyebirasan.nasilalinir.com/rastgele-bir-aksamustu-ve-butun-bir-evlilik-rehberi"
---

# Rastgele Bir Akşamüstü ve Bütün Bir Evlilik Rehberi

İstanbul'un o ağır ama aynı zamanda nefes alan akşamüstleri vardır ya, sanki şehrin tüm yükü omuzlarımıza binmiş gibidir. Bizimkiler de öyleydi. Her gün aynı çatılar, aynıysa deniz kokusuyla geliyordu ama o günler, bazen bir videonun beklenmedik kesiti gibi, birbirine bağlanamayan karelerdi.

Geçenlerde böyle bir dönemeç yaşadık. Birbirimize karşı çok konuşulmuş, hatta belki de aşırı derecede *mantıklı* bir savunma hattı kurmuştuk. Her iki taraf da kendi haklılığını, kendi deneyiminin doğru olduğunu kanıtlama telaşındaydı. Tartışmanın ince zeminine değil, üzerine bastığımız o kalın katmana çıkmıştık. Sanki her sözcük, geçmişteki bir vuranla yapılan hesaplaşmanın parçasıydı.

O anlarda çok derinleşiyoruz, değil mi? İki ayrı bilinçaltının birbirine çarpması gibi. Her şeyi bilen, her şeyi anlamış hissiyatı... ta ki o tanıdık cümlenin üzerine gelene kadar: "Belki de sen benim ne demek istediğimi hiç dinlemiyorsun."

Ve işte o nokta. O cümleyi söylerken, o kelimelerin yükünü ben de taşıyorumdur geriye dönüp baktığımda. Dinlemiyor muyum? Hayır, kulağımla duyuyordum. Ama bedenimle, ruhumla o frekansı yakalayamıyordum. Sanki ses dalgası geliyordu ama titreşim o kadar farklıydı ki, benim filtrelerim onu sadece bir gürültü olarak kaydetmişti.

## Anlamın Arasındaki O Kırılgan Cam Tabaka

Bu durumu, yıllardır birlikte olduğum bu yolculukta defalarca yaşadım. İlişkiler; bir görev tamamlamak gibi değil, sürekli yeniden inşa edilen bir mimari projesine benziyor. Ve en büyük düşmanımız, her şeyi bitmiş kabul edip sadece *şu anki* kusursuziyetini aramak oluyor.

O günkü gerginliğimizi dağıtan şey ne oldu dersiniz? Ne büyük bir kararla, kimin haklı olduğuyla ilgili süslü bir manifesto yazmakla ya da o anki konuyu çözmekle olmadı. Aksine, en basit ve belki de en zorlayıcı şey oldu: **sessiz kalmak.**

O uzun, gergin olan sessizlik. Olayların sadece bir süre durulduğu an değil, nefes alındığı, o kalın tabakaların çatladığını hissettiğimiz an oldu. Birbirimizin cümlesini beklemek yerine, birbirimizin *varlığını* kabul etmeye zorlandığımız o anlar... İşte orada o kırılgan cam tabaka çatladı.

Konuşmaya yeniden başladığımızda, artık kelimelerimiz o savunma kalkanlarının arkasından gelmiyordu. İlk başta kurduğumuz o yüksek sesli, birbirini çürüten yapı yerine; sanki uzun süredir bastırılmış bir melodiyi bulmuşuz gibi, birbirimizi tamamlayan notalar vardı. O anladık ki, bazen en önemli iletişim biçimi, cümleyi kurmanın değil, **cümle kurulmadığında ne olduğunu hissetmenin** bilincinde olmaktır.

Bahar, sadece dışarıda çiçeklenmek değildir. Bazen o bahar, iki ruhun da birbirine doğru cesurca açılmaya karar verdiği içsel bir eylemdir. Ve bu, bazen sadece durup beklemeyi bilmekle başlar.

Çağımızdaşların bu kaotik çağında, kalabalık gürültüye karşı en büyük cesaret, bazen o anlık *hiçbir şeyin olmamasıdır*. O hiçbir şey, her şeyi kapsayabilecek potansiyele sahiptir.
