---
title: "O Aceleci Tohumlara Bir Seslenişten Şimdiye…"
description: "Sevgili Genç Ben,"
date: 2026-11-03T04:37:19Z
updated: 2026-11-03T04:37:19Z
author: "Ayşe Demirsoy"
site: "Bizim Baharımızda Baharı Beklemek"
language: "tr"
tags: ["ilişkiler", "geçmişle-yüzleşme", "sabır", "büyüme"]
url: "https://ikiyebirasan.nasilalinir.com/o-aceleci-tohumlara-bir-seslenisten-simdiye"
---

# O Aceleci Tohumlara Bir Seslenişten Şimdiye…

Sevgili Genç Ben,

Şu an bu satırları yazarken, sanki birbirine bağlı iki farklı zaman diliminden sesleniyorum. Sanki elimdeki bu kağıt, bizim o telaşlı başlangıçlarımızın bir yankısı ve aynı zamanda ulaşmaya çalıştığımız huzurlu limanımız. O dönemdeki aceleciliğin, ruhumuzu ne kadar çok yorduğunu hatırlıyorum. Her şeyin hemen yerine oturması gerektiğini düşünen o direnci… Ah, o küçük inat!

Sen, ilişki kurma eylemini bir varış noktası olarak görüyordun sanki. Bir formül varmış gibi, doğru kombinasyonla bizi mükemmel bir sonuca ulaştıracakmış gibi. Oysa biz biliyor muyduk, ya da en azından şimdi biliyoruz ki; evlilik ya da derin bir ortaklık, ulaşılacak bir *nokta* değil. O, birlikte inşa edilen, sürekli devam eden bir *dans*.

Hatırlar mısın, o ilk büyük fikir ayrılıklarını? Herkesin kendi içinde süper net bir senaryosu vardı. Benim anlatmak istediğim, o senaryoların aslında ne kadar da katı ve kırılgan olduğuydu. Biz, konuyu sanki matematiksel bir denklemmiş gibi çözmeye çalışıyorduk: Bu girdi olursa, bu çıktı gelmeli. Ama ilişkiler böyle basit değildir; onlar daha çok bir müzik eseri gibidir. Birdenbire yükselen viyolonsel sesi, ardından gelen telaşlı flüt girişi... Her şey birbiriyle etkileşim içinde, öngörülemez ama aynı zamanda bütünlüklü.

## Olanı Beklemek Yerine, Olana Kendimizi Açmak

Bazen durup düşünüyorum da, biz o dönemlerde her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyorduk. Sözcüklerin mükemmeliyetini, duyguların öngörülebilirliğini istiyorduk. Sanki konuşmanın amacı, tüm düğümleri çözüp o büyük, kusursuz haritayı çıkarmaktı. Oysa iletişimin en saf hali, bazen o çözülmemiş düğümün varlığını kabul etmekte gizliymiş.

Dinlediğimizi sandığımız anlarda bile, aslında kendi cevabımızı vermeye çalışıyorduk. Karşımdakinin sesindeki o ince titreşimi, kelimelerin arasındaki boşluğu kaçırmaya çalışıyorduk. Şimdi anlıyorum ki, o boşluklar bizim için birer düşman gibi geliyordu; orada konuşulmamış olan, çözülmemiş gelen vardı.

**Durmak.** Bu basit fiil, bizim için en büyük meydan okumaydı. Durup sadece var olmak... Karşımda olanın, tam olarak benim istediğim gibi olmadığını kabul edip, yine de o varlığına saygı duymak. İşte bu yerde, tahammül denen o kadife kumaş başlıyor. Ve tahmin edebiliyorum ki, biz bu tahammülün ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini o zamanlar anlamamıştık.

Şimdi bu yazıyorum çünkü o öfkeli, aceleci ruh haline bir nefes molası vermek istedim. O tohumları ekmeye devam ettin, güzelim. Ama lütfen, bazen sadece suladığımızı bil ve acele etme. Büyümenin ritmi bizim kontrolümüzde değil; sadece sabırla doğru mevsimi beklemekle olur.

Bahar gelene kadar, kışın sessizliğinde bile o büyülü potansiyel orada duruyor.

Ayşe
